21 Nisan 2010 Çarşamba

Değişiverir hayat... İyiye ya da kötüye doğru. Bir anda,yani göz kapağının gözü ıslatıp temizlemek için kapanıp açılmasında. Ne düşmek yere,ne tutunmak;ne annenizin sevgisi,ne sevdiğinizin nefreti; ne bağırmak , ne susmak; ne koşmak,ne de durmak. Hiçbiri önemli değildir artık. Sadece siz ve o " an ". Yüzleşmek gerekliliği bir de. Sonrası ne getirir bilmeden,bilemeden. Garip bir huzur , bir de mutlak korkuyla.

23 Aralık 2009 Çarşamba

Özür ve Düzeltme

Tüm Tekel işçilerinden özür diliyorum. Sessizlik dedim önceki yazıda , halbuki onlar bağırıyor. Biz duymasak da , televizyonlarda görmesek, gazetelerde okumasak da "ONLAR" bağırıyor. Bakanın biri " Yan gelip yatıyordunuz. Artık yatmak yok!" dedi hakkın arayan işçilere. Buna ne denir bilmiyorum, susuyorum ben. Tekrar özür , özür , özür...

21 Aralık 2009 Pazartesi

Sessizlik?

Şu ara olağandışı hiçbir şey olmuyor. Gündem sakin. Fırtına öncesi sessizlik korkarım ki. Ne olacak , ne patlayacak acaba? Ne dünyada garip bir gündem var , ne de buralarda. Nedir beklenen? Hadi hayırlısı...

7 Aralık 2009 Pazartesi

Doğduğum güne bişii kalmamışken..

Doğum günüme bişii kalmadı valla. Bu arifeler daha eğlenceli,heyecanlı geliyo artık. Şimideden yarın nasıl olsa geçecek diye şey ediyorum. Oysa şu saatlerin geçmesi bi endişe maddesi değil... Bu da böyle bir yazı olsun bitsin gayri... Aman da iyi ki doğmuşum vallah billah. Yoksa napardınız bensiz di mi ya?:)

3 Aralık 2009 Perşembe

Burnum akıyooo!

Domuz gribi aldı başını gidiyor. SÖZDE!!! Galiba şimdiki çağa "teknoloji çağı" yerine "paranoya çağı" demek lazım. Ben artık hiçbir şeye inanamıyorum. Birileri para kazanacak biz de ne olduğunu bilmediğimiz bir aşıyı olacağız. Peki neden? Çünkü günaşırı sağlık bakanlığı domuz gribinden ölüm sayısını veriyor. Kimin öldüğü belli değil ama , sadece rakam ve şehir. Zaten ölümlerde işin içine rakamlar girip ölenler kimliksizleşince orada paranoya başlıyor bende. Sadece paranoya değil aynı zamanda hissizlik de. Zaten amaç bu hissizliği yaratmak. Bu olayda korkuyu artırmak için , Irak'ta ise git gide ölenlerin insan olduğunu untturup sadece sayıya indirgemek için. Ölümü rakam olarak duyduğunuzda ya sebepsizce korkuyorsunuz ya da hiç umursamayıp tepkisizleşiyorsunuz. Çok zekice ve etkili. Başımızdakileri seviyorum ben bu denli zeki oldukları için...

22 Kasım 2009 Pazar

gündem

Gün itibari ile bir pazarı daha evde geçirmiş durumdayım. Bu haftanın gündemi Kürt açılımı-Dersim ayaklanması - Yargıtay'in dinlenmesi.
Meclis oturumunda gorusuldu Kürt açılımı. CHP oturumu terk etti Tayyip Erdoğan konuşurken. Üslup tam bir sokak kavgası şeklindeydi. Ortada somut hiçbir şey yok. Hissettiğim birilerinin direktifinin geldiği ve AKP'nin bunları uygulamaya soktuğu. Sonuç çok karanlık olabilir gerçekten. Çünkü halk olarak sadece siyasetçilerin ağzının içine bakıyoruz. Doğuda dağlarda bunca insan öldü şimdi sıra sokaklara mı geliyor?
Yargıtay dinlenmesi ise tam bir skandal. Otoriter baskıcı bir gelecek bekliyor bizi. Yine susuyoruz. Başbakan'a "Yargıtay dinlenmiş "diyorlar , " Noolmuş beni de dinlediler" diyor. Yuh artık.
Bu arada bir ay önce ofisin cam cephesine araba girmişti. Önceki gün ise bir doğan çarptı cama. Avlanmaya çıkmış ve bir serçe yakalamış,camı farketmeyip çarptı. Elindeki serçeyi düşürdü bizi görünce de uçtu gitti. Ofis Kadıköy'ün ortasında.Bir doğan ne arar Kadıköy'de? Doğa(n)ın direnişi mi acaba? Çok şaşırttı beni açıkçası. Serçe Veterinere gitti ama o kadar korkmuş ki ölebilirmiş. Yarın gidip bakacağız bakalım durum nedir?

24 Ocak 2009 Cumartesi

Yazmak genelde geceleri geliyor insanın aklına. Daha yalnız hissettiğimizden belki de. Gerçi bu sadece benim için de geçerli olabilir. Bilemiyorum. Eskiden de böyleydi. Geceleri yazardım . Ama yazmak o zaman daha kolaydı. Hem de daha zevkliydi. Şimdi kelimeler birbirini takip etmekte zorlanıyor, sanki mecburiyetten varlar . O zaman akıp gidiyorlardı. Bir taraftan da acaba o zaman öyle mi geliyordu diyorum. Her şey daha masal kıvamında olduğu için belki yazmak da daha şiirsel ,daha haz veren bir şeydi. Şimdi değil.
Hayat gibi...

5 Ekim 2008 Pazar

düktil cisim

Bir türlü isim bulamadım blog için . Ben de dadaistler gibi yaptım ; açtım Doğan Hasol'un sözlüğünü , rastgele bir kelime seçtim: "Dış kuvvetler etkisi altında,yük taşıma kapasitesinde azalma olmadan, yaptığı büyük şekil değişikliği esnasında , kırılacağını veya kopacağını önceden belli eden cisimler." demekmiş efendim DÜKTİL CİSİM. Şu an bana ne kadar yakın birşey olduğunu farkedince duraksadım. Bir saat öncesine kadar bilmiyordum ama şu an artık alenen farkındayım ki ben bir düktil cisimim. Bir DÜKTİL olarak kırılıp kopacağımı belli etmiş olmama rağmen halen yükleniyorum da yükleniyorum.!! Nasıl duracak bu ? Yok herhalde bir yolu. Bir insan eğilmeye,bükülmeye nasıl ve niçin adapte olur? Bilmiyorum ama oluyoruz işte . Daha az çatışmak için galiba. Bir taraftan da kırıldığımızı,kopacağımızı da bas bas bağırıyoruz. En çok da sevdiklerimiz görsün diye. Yalnız olmadığımızı hissetmek için. Birileri görürse ne ala, gören çıkmazsa da ne gam! Yaşamaya devam...